İcra Nedir? Türleri Nelerdir?

İcra Nedir?

İcra, borcunu yerine getirmeyen kişiye karşı alacaklının devlet gücünden yararlanarak hakkını elde etmesini sağlayan hukuki bir süreçtir. Bu süreçte, borçlunun ödeme yapmaması durumunda devletin yetkili organları devreye girer ve alacaklının talebi doğrultusunda borcun tahsili sağlanır. İcra işlemleri, yalnızca alacaklının haklarını güvence altına almakla kalmaz; aynı zamanda borçluya da yasal çerçevede itiraz ve savunma hakkı tanır. Böylece taraflar arasında adil bir denge kurulmuş olur. İcra türleri temel olarak ikiye ayrılır; Cüzi icra (İcra hukuku) ve Külli icra (İflas hukuku).

İcra

Cüzi İcra (İcra Hukuku)

Cüzi icrada, borçlunun karşısında bir veya birkaç alacaklı bulunur ve borçlunun malvarlığından sadece borca yetecek kadarı cebri icranın konusunu oluşturur. Cüzi icra kendi içinde takip dayanağına ve yöntemine göre ilamlı icra ve ilamsız icra olmak üzere ikiye ayrılır.

İlamlı İcra

Alacaklının elinde bir mahkeme ilamı (kararı) veya kanunların ilam niteliğinde saydığı bir belge bulunduğu durumlarda başvurulan yoldur. Alacaklı, mahkemeden aldığı ilam ile icra müdürlüğüne başvurarak icra takibini başlatır. Borçluya icra emri tebliğ edilir ve borçlu, tebliğden itibaren 7 gün içinde borcu ödemek veya itiraz etmek zorundadır. İlamlı icra takibinde, borçlunun borca itiraz etme imkanı sınırlıdır. Çünkü alacak mahkeme kararıyla kesinleşmiştir. Ancak borcun ödenmesi veya zaman aşımına uğraması gibi nedenlerle icranın geri çekilmesini talep edebilir. Ayrıca ilamlı icranın önemli bir detayı ise sadece para alacağı değil her türlü alacak (örneğin çocuk teslimi, taşınır teslimi, bir işin yapılması vb.) için bu yola başvurulabilmesidir.

İlamsız İcra

Alacaklının elinde mahkeme ilamı (kararı) olmadan başvurabildiği bir yoldur. Kural olarak sadece para ve teminat alacakları için bu yola başvurulabilir. İlamsız icra takibinde, borçluya ödeme emri gönderilir ve borçlu, tebliğden itibaren 7 gün içinde borca itiraz edebilir. Borçlu itiraz ederse, takip durur ve alacaklının itirazın kaldırılması veya iptali için dava açması gerekir. İlamsız icra üç alt türe ayrılır;

  1. Genel Haciz Yoluyla Takip: Elinde herhangi bir belge (senet, ilam vb.) bulunmayan para ve teminat alacaklıları için öngörülmüş en temel yoldur.
  2. Kambiyo Senetlerine Özgü Haciz Yoluyla Takip: Alacaklının elinde bono, poliçe veya çek gibi bir kambiyo senedi bulunması durumunda başvurulan, genel haciz yoluna göre daha hızlı ve özel bir takip yoludur.
  3. Kiralanan Taşınmazların İlamsız Tahliyesi: Kira bedelinin ödenmemesi veya kira süresinin sona ermesi durumlarında, taşınmazın tahliyesi için başvurulan özel bir ilamsız icra yoludur.

Külli İcra (İflas Hukuku)

Külli icrada (iflas), borçlunun karşısında tüm alacaklıları bulunur ve borçlunun haczedilebilen tüm malvarlığı cebri icranın konusunu oluşturur. Yalnızca bir alacaklı dahi hukuka başvursa, diğer her alacaklı haciz sonrasındaki satıştan ödeme alır.

İflas Yoluyla Takip: Kural olarak tacirler ve tacirler hakkındaki hükümlere tabi olanlar hakkında uygulanır.

  • Genel İflas Yolu: İflasa tabi borçlular için genel yoldur.
  • Kambiyo Senetlerine Mahsus İflas Yolu: Alacağı kambiyo senedine bağlı olan alacaklıların başvurabileceği yoldur.
  • Doğrudan Doğruya (Takipsiz) İflas: Alacaklının veya borçlunun talebi üzerine, önceden bir icra takibi yapılmaksızın doğrudan ticaret mahkemesinden iflas kararı istenmesidir.

Konkordato: Borçlunun, alacaklılarının belli bir çoğunluğu ile yaptığı ve mahkemenin tasdiki ile hüküm kazanan, borçların yeniden yapılandırılmasını (vade verilmesi veya indirim yapılması) sağlayan bir anlaşmadır.

Unutulmamalıdır ki icra dairesi görevlilerinin görevlerini yaparken kusurlu hareketleriyle verdikleri zarardan idare yani Adalet Bakanlığı sorumludur. Bu gibi bir duruma karşı açılacak tazminat davası Adalet Bakanlığı aleyhine açılır. İcra ve iflas konusunda daha detaylı bilgi almak için bu bağlantı üzerinden bize ulaşabilirsiniz.

GÜMRÜK KANUNU MADDE 242 KAPSAMINDA İDARİ İTİRAZ YOLU

GÜMRÜK KANUNUNUN 242. MADDESİ KAPSAMINDA GÜMRÜK VERGİLERİNE İTİRAZ SÜRECİ

Gümrük Kanunu’nun 242. maddesi, gümrük ve para cezaları ile ilgili şikayetleri ve idari kararları düzenlemektedir. Gümrük Kanunu’ndaki idari itiraz, zorunlu bir idari başvuru yolu olarak kabul edilmektedir. 242. maddenin hükmü ve hükmün ikincil mevzuatı incelendiğinde, bu uygulamanın idare hukukunun temel ilkeleri ile temel hak ve hürriyetler ile çeliştiği söylenebilecektir. Çünkü söz konusu itiraz süreci mükellefin mülkiyet hakkına zarar verebilecek derecede ağır işlemekte ve yargı yolundan önce tanımlanmış süreler dahilinde olsa dahi idarenin keyfiyeti içerisinde sürüncemede kalabilmektedir.

 

GİRİŞ

Gümrük Kanunu’nun 242. maddesi, gümrük vergi ve cezaları ile ilgili itiraz yolu düzenlemiştir. Söz konusu düzenleme, davadan önce tüketilmesi gereken idari bir itiraz yolu olarak kabul edilmektedir. Çünkü usulüne uygun olarak itirazda bulunulmaması, dava açılmasına da engel olacaktır. Bu nedenle kanunla düzenlenen idari itirazın süresinin ve usulünün açıkça belirtilmesi önemlidir.

 

İDARİ İTİRAZIN HUKUKİ KAPSAMI

İdari itiraz usulü Gümrük Kanunu’nun 242. maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin eski düzenlemesinde düzeltme ve itiraz için iki aşamalı bir yaklaşım kullanıldığını görmekteyiz. Ancak, uygulamadan beklenen sonucu vermediği için anılan hüküm değiştirilmiş ve düzeltme talebi uygulamasından vazgeçilmiştir. 242. maddeye göre; “Yükümlüler kendilerine tebliğ edilen gümrük vergileri, cezalar ve idari kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde bir üst makama, üst makam yoksa aynı makama verecekleri bir dilekçe ile itiraz edebilir.”

 

Gümrük Kanunu madde 242/4 kapsamında, itirazın reddedilmesi halinde idari yargıya başvurulabileceği düzenlenmiştir. Söz konusu hüküm “itiraz edebilir” olarak düzenlenmiş olsa da Danıştay, yargıya başvurulmadan önce idari itiraz yollarının tüketilmesi gerektiğine dair içtihatlar oluşturmuştur. Bu düzenlemeye göre yükümlüler, vergi ve ceza kararlarına karşı idari itirazda bulunabilmektedirler. Uzlaşma talebi için hükümde bahsi geçen on beş günlük süre saklıdır.

 

Gümrük Kanunu madde 242/2 gereğince idari itirazda bulunulmasını takiben 30 gün içinde, itiraza cevap verilmesi gerekmektedir. 30 gün boyunca idarenin cevap vermemesi durumunda başvurunun zımnen reddedildiği kabul edilmekte ve yargı yolu açılmaktadır.  Ancak Gümrük Yönetmeliğinin 586. maddesi; “İtirazlar, anlaşmazlığa konu beyanname ve sair her türlü belge ile eşyadan alınacak örnek, örnek alınması mümkün olmayan hallerde eşyanın kendisi veya fotoğraf, katalog, prospektüs gibi eşyayı görmeden fikir verecek diğer belgelerin incelenmesi veya gerek duyulması halinde ilgili gümrük idaresinin mütalaası da alınmak suretiyle otuz gün içinde karara bağlanarak ilgili kişiye tebliğ edilir. Otuz gün içerisinde karar alınamadığı durumlarda Kanunun 6. maddesinin ikinci fıkrası uygulanır.” Hükümlerine havidir.

 

Gümrük Kanunu’nun 6. maddesinin 2. fıkrasında ise; “Karar alınması talebinin yazılı olarak yapılması gerekir. Gümrük idareleri, söz konusu talebe ilişkin başvurunun kendilerine ulaştığı tarihten itibaren otuz gün içinde karar alırlar. Verilen kararlar başvuru sahibine yazılı olarak tebliğ edilir. Ancak, gümrük idareleri tarafından bu süreye uyulması mümkün değilse, belirtilen süre aşılabilir. Bu durumda, söz konusu idareler, yukarıda belirlenen sürenin dolmasından önce başvuru sahibine süre aşımını haklı kılan gerekçeler ile talep hakkında karar vermek için gerekli gördükleri ek süreyi de belirterek bilgi verirler” düzenlemesi bulunmaktadır. Gümrükler Genel Müdürlüğü’nün 2014’te çıkan, idari itirazın cevaplandırılması konulu genelgede, bu ek sürenin belirlenmesi konusundaki açıklamalar ek sürenin dayandırılacağı hükmü İYUK 10. madde olarak göstermiştir. Bu hükümler kapsamında, yaşanan uyuşmazlıklar için yükümlülerin ilk olarak idari itiraz yollarını tüketmeleri gerekmektedir.

 

İdari itiraz yolu süresi 15 gündür ve ilgili idare 30 gün içinde itirazın kabulü ya da reddine dair bir cevap vermelidir. Ancak idare incelenmesinin 30 günlük süreyi aşacağını tespit ederse, süre bitmeden ve haklı gerekçesiyle birlikte gerekli görülen ek süreyi başvurucuya bildirmelidir. Diğer bir yandan İYUK hükmünde belirlenen süre, başvurudan itibaren 6 ayı geçmemelidir. Her durumda ek süre kullanılsa bile, başvurucular 30 günlük süre içinde kesin bir sonuç alınamaması nedeniyle İYUK 10. maddesinin 2. fıkrasına göre, yargı yoluna başvurabilmektedir. Ek süre sonunda idarece verilen cevap başvurucu lehine ise açılmış olan dava konusuz kalacağı için idari yargı “karar verilmesine yer olmadığı” kararı vererek davayı sonuçlandırmalıdır.

 

İDARİ BAŞVURU YOLUNUN ZORUNLULUĞU

İdari başvuru yolunun mecburi olması hak kaybına yol açabileceğinden incelenmesi hususu önem arz etmektedir. Çünkü idari itirazın zorunlu kılınması halinde idari işlemin dava konusu olabilmesi bir itirazın varlığına bağlıdır. Aynı zamanda zorunlu idari itiraz süresinin aşılması hem itiraz hem yargı yolu açısından hak kayıplarına sebebiyet verecektir. İlgili mevzuatta bir hak olarak düzenlenmesine karşın, Danıştay’ın düzenlemelerinden idari itirazın zorunlu kabul edildiği görülmektedir. Gümrük Kanunu’nda yer alan idari itiraza ilişkin düzenleme de bunlardan biridir. Gümrük Kanunu’nun 242. maddesinin 1. fıkrası açıkça “itiraz edebilir” şeklinde bir düzenleme getirmiştir. Bu hükme karşın Danıştay’ın içtihatlarından ve Ticaret Bakanlığı’nın genelgelerinden anılan hükmün mecburi bir idari başvuru yolu olduğu anlaşılmaktadır. Kanun koyucunun buradaki hükmünden kastının ne olduğuna dair bir açıklama bulunmamaktadır. Hüküm lafzi yorumundan ihtimal anlaşılmaktadır fakat hükmün lafzı, uygulamalarla çatıştığından hükmün kesin bir yorumu olmayacaktır.

 

HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜ BAKIMINDAN DEĞERLENDİRMESİ

Zorunlu idari itirazın, yargı yolundan önce tüketilmesinin gerekliliği, sürenin kaçırılması halinde yargı yolunun tamamen kapanması nedeniyle hak arama özgürlüğünün kaybedilebilme ihtimali taşıması, mükelleflerin mülkiyet hakkı ile alakadar olduğu için mükelleflerce kesin anlaşılabilmesi gerekmektedir. Gümrük Kanunu’nda düzenlenen idari itiraz usulü, tek bir kanunda düzenlenmeyen ve uygulaması İYUK, Ticaret Bakanlığı tebliğleri ve Danıştay içtihatlarıyla da biçimlenmiştir.

 

Zorunlu olduğu kabul edilmiş idari itirazın kanunlarda, bireylerin hak kayıplarına uğramasına yol açabilir ve karmaşık şekilde düzenlenmiş olması, Anayasa m. 40/2 hükmüne aykırılık teşkil etmektedir. Gümrük Kanunu’ndaki idari itiraz yolu mükellef hakları bakımından hak arama özgürlüğü bakımından, yargıya gitme aşamasında geçici bir engel yaratmaktadır.

 

Gümrük Kanunu m. 242’deki düzenleme esasen komplike değildir. Fakat Gümrük Yönetmeliğindeki düzenlemenin, Gümrük Kanunu’nun 6. maddesine atıf yapması, maddedeki ek süre hükmünün açık olmaması ve Gümrük Genel Müdürlüğünün yayımladığı genelgede ek sürenin İYUK m. 10’a dayandırılması, bu çerçevede konu olan, idari itirazın usul yolunda, karmaşık olmasına yol açmaktadır.

 

SONUÇ

Kanun koyucunun lafzına göre, Gümrük Kanunu’nun 242. maddesine konu olan idari itiraz yolu ihtiyari bir başvuru yoludur. Ancak, Gümrük Kanunu’ndaki idari itiraz prosedürünün unsurları söz konusu olduğunda birçok çelişki bulunmaktadır. Bu çelişkili ifadeler, mahkemeye erişim engellenmesine ve mülkiyet hakkı kayıplarına sebebiyet vermektedir. Ancak Danıştay’ın yerleşik içtihatları ile de desteklendiği gibi idari itiraz yolu tüketilmesi gereken bir yol olup, tahakkuk ettirilmiş gümrük vergi ve cezalarının ihtirazi kayıtla beyan edilmesi ve/veya itiraz edilmesinin ardından İdarenin başvuru karşısındaki kabul, ret yahut zımni ret kararları sonrası Vergi ve İdare Mahkemelerinde “konu idari işlemin iptali davası” süreci gündeme gelecektir.