İdari Usul ve İlkeleri

idari usul

Devletin ve kamu tüzel kişilerinin vatandaşlarla olan ilişkilerinde keyfilikten uzak, öngörülebilir ve kurallara bağlı olması “Hukuk Devleti” ilkesinin en temel yansımalarından biridir. İdare, kamu gücü ayrıcalıklarını kullanarak tek yanlı işlemler tesis ederken, maddi hukukun kendisine verdiği yetkileri “idari usul” kuralları çerçevesinde somutlaştırır. İdari usul, sadece bir amaca ulaşmak için kullanılan bir araç değil, aynı zamanda vatandaşların temel hak ve hürriyetlerini güvence altına alan, doğru ve adil karara ulaşmayı sağlayan bağımsız bir işleve sahiptir.

Türkiye’de idari işlemlerin yapılış usulünü baştan sona düzenleyen genel bir “İdari Usul Kanunu” bulunmamaktadır. İdari usulün genel çerçevesi büyük ölçüde anayasal kurallar, Danıştay içtihatları, “İdari Yargılama Usul Kanunu” ve evrensel hukuk ilkeleriyle şekillenmiştir. 

İdari Usul

 

Re’sen Araştırma

İdari usulün özü kamu yararının sağlanmasına yöneliktir ve bu nedenle idari süreçlerde “re’sen (kendiliğinden) araştırma” ilkesi geçerlidir. İdari süreçler, genelde idari makamın yasal yeki sınırları içinde kendiliğinden harekete geçmesi ile ya da vatandaşların idareye başvurusu ile başlar. 

Buradaki kritik nokta şudur: İdari makam, karar alırken yalnızca ilgililerin sunduğu iddialar, dilekçeler veya delillerle bağlı değildir. Bir dilekçeyi “meşru değildir” ve ya “dayanaksızdır” gibi yüzeysel ve basit bir notla reddetme lüksü yoktur. İdare, araştırmanın kapsamını belirleme konusunda takdir yetkisine (şekle bağlı olmama ilkesine) sahip olmakla birlikte, maddi gerçeği ortaya çıkarmak için kararı etkileyecek her türlü hukuki imkânı, makul ve meşru her yolu kullanmak zorundadır. 

İdari makam, vatandaşın talebini çok yönlü olarak değerlendirmeli; lehte ve aleyhte olan tüm durumları gözden geçirerek kararını objektif delillere dayandırmak  zorundadır. 

Dinlenilme Hakkı ve Bilgi Edinme

Modern hukuk devletinde hiçbir birey kendisini doğrudan etkileyecek bir idari kararın kapalı kapılar ardında, kendisine söz hakkı tanımadan alınmasına maruz bırakılamaz. Bir idari işlem tesis edilmeden önce, işlemi doğrudan etkileyecek kişiye kendi fikrini açıklama ve itirazlarını sunma fırsatı verilmesine “dinlenilme hakkı” denir. 

Bu hak, özellikle idarenin “takdir yetkisine” sahip olduğu alanlarda hayati bir öneme sahiptir ve disiplin hukukundaki “savunma hakkı”nın da temelini oluşturur. Dinlenilme hakkı, sadece bireyin korunmasına hizmet etmez; aynı zamanda idarenin olayları tüm açıklığıyla kavranmasını, alacağı kararın gerekçesini önceden gözden geçirmesini ve hukuka aykırı bir işlem tesis etmekten dönmesini sağlar. 

Dinlenilme hakkının kağıt üzerinde kalmaması ve etkili bir biçimde kullanabilmesi ise Bilgi Edinme ve Belgelere Erişim Hakkı ile mümkündür. İdare, işlem tesis edeceği kişiye ait dosyaları ve iddiaları ondan gizleyemez. Nitekim 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu uyarınca ilgililer, kendilerini ilgilendiren belgelere ulaşma hakkına sahiptir ve idare bu talepleri kural olarak 15 gün içinde karşılamak zorundadır. 

İdarenin Yol Gösterme ve Danışmanlık Yükümlülüğü 

Hukuk devletinde hiçbir vatandaş, mevzuatın karmaşıklığı veya bilgi yetersizliği sebebiyle hak kaybına uğratılamaz. İdari usulün en vizyoner ilkelerinden biri olan danışmanlık ve hukuki yardım ilkesi uyarınca idare; idari usulün yürütülmesi sırasında sadece vatandaşın taleplerini karara bağlayan sağlık bir otorite değil, aynı zamanda ona yol gösteren ve bilgilendiren bir rehber olmak zorundadır. 

Gerekçe İlkesi

İdare hukukunda “sebep” unsuru, idareyi işlem yapmaya sevk eden saiki ifade eder. İdari işlemin maddi, hukuki ve kanuni dayanaklarını, yani bu saiki bilmek her bireyin en doğal hakkıdır. İdari makam, işlemi niçin, nasıl ve hangi şartlarda yaptığını; dahası neden farklı bir içerikte almadığı gerekçe olarak ortaya koymalıdır. 

Türk idare hukukunda tüm işlemleri kapsayan genel bir gerekçe kanunu bulunmasa da, İdari Yargılama Usulü Kanunu (İYUK) Madde 20 ve 3071 sayılı Dilekçe Hakkının Kullanılmasına Dair Kanun gibi özel düzenlemeler, idareyi kararlının gerekçesini açıklamaya mecbur kılar. Gerekçe yükümlülüğünün yetine getirilmesi, şu dört devasa hukuki işlevi yerine getirir:

1- Oto Denetim: 

İdarenin karar alırken olayı ciddi şekilde araştırmasını ve iddiaları kapsamlıca incelemesini zorunlu kulara idarenin kendi kendine denetlemesini sağlar.

2- Hukuki Strateji:

İşlemden olumsuz etkilenen kişinin, idari itiraz veya dava yoluna giderken nasıl bir savunma kurgulayacağına yol gösterir.

3- İkna Edicilik:

İşlemin keyfi değil, objektif ve doğru temellere dayandığını göstererek muhatabın develete olan güvenini pekiştirir ve olası şüpheleri giderir. 

4- Yargısal Denetimin Kolaylaşması:

İhtilaf mahkemeye taşındığında, idari yargı hakiminin idarenin ölçülülük ilkesine uyup uymadığını, keyfi davranıp davranmadığını denetlemesini sağlar. 

Gerekçe; genelgeçer, muğlak ve basmakalıp ifadelerden uzak olmalı; tam, uygun, yeterli, açık ve tatmin edici şekilde maddi gerçekleri yansıtmalıdır. 

Başvuru Yollarının Gösterilmesi İlkesi 

Vatandaşların, aleyhlerine tesis edilen bir işleme karşı ne kadar süre içinde ve hangi makama itiraz edeceklerini bilmeler, hak arama hürriyetinin temelidir. İşlem metninde başvuru yollarının ve sürelerinin gösterilmesi yükümlülüğü, Anayasa’nın 40. Maddesinin 2. fıkrasında güvence altına alınmıştır. 

Anayasa’daki amir hüküm doğrudan “Devlet” kelimesini kullandığı için, sadece yürütme organı değil; yasama ve yargı dahil devletin tüm kurumları bu yükümlülük altındadır. Bu ilkenin en büyük devrimi şudur: Hukuktaki klasik “kanunu bilmemek mazeret değildir” kuralının idare tarafından vatandaşa karşı katı bir kalkan olarak kullanmasını engeller ve idarenin aslında “hısım” olmadığını ispatlar.

Eğer idare, kararında dava açma süresini veya merciini yanlış göstermiş veya hiç göstermemişse, vatandaşın yasak süreyi kaçırması durumunda dahi mahkemeler bu sürenin geçmesini vatandaş aleyhine yorumlayamaz. Nitekim Danıştay, idarenin başvuru yolunu göstermediği durumlarda, yasal süresinden çok sonra açılan davaları sırf bu anayasal ilkenin ihlali sebebiyle kabul etmiştir. 

İyi Yönetim İlkeleri ve Haklı Beklentilerin Korunması

İdari usulde belirtilen ilkelere uyulmadan bir işlem tesis edilmesi, o işlemin “şekil ve usul unsuru” yönünden sakat olmasına neden olur. İdari makamlar usule ne kadar sıkı bağlıysa, idari yargılama da usule o derece sıkı bağlıdır. 

1- Usul ve Şekilde Paralellik İlkesi:

Yargı içtihatlarıyla geliştirilen bu kurala göre; kanunda aksine özel bir hüküm yoksa, bir idari işlemin tesis edilmesi sırasında izlenen usul ve şekil kurallarına, o işlemin daha sonra geri alınması kaldırılması veya değiştirilmesi sırasında da aynen uyulması zorunludur. Örneğin, bir karar encümen kararıyla alınmışsa, o kararın iptali de encümen tarafından yapılmalıdır, tek başına belediye başkanı tarafından yapılmamalıdır. 

2- Re’sen Araştırma İlkesinin Yargıdaki İzdüşümü:

İdari usulde idareye yüklenen re’sen araştırma ilkesi, idari dava açıldığında bu kez mahkemeler için devreye girer. İdari Yargılama Usulü Kanunu uyarınca, Danıştay, idare ve vergi mahkemeleri, uyuşmazlığın çözümü için gerekli gördükleri her türlü incelemeyi tarafların talebi olmaksızın, re’sen yaparlar. Mahkemeler, tarafların sunmadığı belgeleri idareden doğrudan isteyebilir ve idare bu talepleri karşılamak zorundadır.

3- Usul Sakatlıklarının Yaptırımı:

Eğer idare, dinlenilme (savunma) hakkını ihlal ederek, gerekli hazılık işlemlerini yapmadan veya zorunlu kulunan bırakanın görüşünü (danılma usulü) almadan bir karar tesis etmişse bu durum “asli şekil noksanlığı” oluşturur. İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemeleri, işlemin esasına (konu ve sebep unsuruna) girmeden sırf bu “usul sakatlığı” sebebiyle idari işlemi iptal eder.

 

İdari usul ilkeleri; re’sen araştırma, dinlenilme hakkı, gerekçe yükümlülüğü ve başvuru yollarının gösterilmesi gibi mekanizmalarla, devasa kamu gücü makinesinin vatandaşı ezmesini engelleyen en güçlü sigortalardır. Devletin tek yanlı, üstün ve emredici kararlar aldığı idare hukuku rejiminde, adil bir sonuca ulaşmanın yegane teminatı bu usul kurallarının tavizsiz işlemesidir.

İdari yargılama usulü bu denli detaylı ve net kurallara tabii olduğu için süreçler yönetilirken diğer hukuk kollarına nazaran daha fazla özen ve dikkat gerekmektedi. FBK&Partners olarak tüm hukuki süreçlerinizi en özenli ve dikkatli şekilde ele alarak sizlere hizmet etmekteyiz. İçerisinde bulunduğun hukuki uyuşmazlıkla ilişkin bu linke tıklayarak bize ulaşabilir ve destek alabilirsiniz.