Yap İşlet Devret Modeli Nedir?

Yap İşlet Devret

İdari Hukuk Perspektifinden Yap İşlet Devret Modeli Nedir?

Günlük hayatımızda bir şehirden diğerine seyahat ederken kullandığımız otoyollar, denizleri birbirine bağlayan devasa köprüler, tüp geçitler veya uçuş yaptığımız modern havalimanları hepimizin dikkatini çekmektedir. Bu devasa altyapı projelerinin haberlerini izlerken sıkça duyduğumuz bir kavram vardır: “Yap İşlet Devret”. Peki, milyarlarca liralık bu yatırımlar devletin kasasından anlık olarak devasa paralar çıkmadan nasıl inşa edilmektedir? Sıradan bir vatandaş olarak bu sürecin arka planında devlet ile özel şirketler arasında nasıl bir hukuki bağ kurulduğunu hiç merak ettiniz mi?

Bu yazımızda, idari hukuk kuralları ve devletin yönetim mekanizmaları çerçevesinde “Yap İşlet Devret” modelinin ne anlama geldiğini, sürecin nasıl işlediğini ve vatandaşın hayatına nasıl dokunduğunu tüm detaylarıyla ele alacağız.

Yap İşlet Devret

Yap İşlet Devret (YİD) Modeli Nedir?

Yap-İşlet-Devret modeli, en temel tanımıyla; ileri teknoloji gerektiren ve yüksek maddi kaynak ihtiyacı duyulan büyük projelerin gerçekleştirilmesinde kullanılan özel bir finansman ve yatırım usulüdür. Bu sistemde devlet, ihtiyaç duyduğu bir kamu hizmeti tesisinin (örneğin bir köprünün veya barajın) inşasını doğrudan kendi bütçesiyle yapmak yerine, yerli veya yabancı bir özel sermaye şirketine yaptırır.

Özel şirket, projenin bütün masraflarını kendisi karşılayarak tesisi inşa eder. Ardından, projeye yatırdığı devasa sermayeyi (amortismanı) geri kazanmak ve üzerine belli bir miktar kâr elde etmek amacıyla bu tesisi belirli bir süre boyunca işletme hakkına sahip olur. Bu süre zarfında köprüden geçen araçlardan veya havalimanını kullanan yolculardan alınan ücretler şirketin kasasına girer. Şirketin işletme süresi bittiğinde ise, söz konusu tesis tamamen bedelsiz olarak ve çalışır durumda devlete (ilgili idareye) teslim edilir.

İdari Hukuk Açısından Modelin Yeri ve Hukuki Niteliği

İdari hukuk, devletin ve kamu kurumlarının işleyişini, vatandaşlarla olan ilişkilerini düzenleyen ve temel amacı “kamu yararı” olan bir hukuk dalıdır. Normal şartlarda idare (devlet), bir kamu hizmetini yerine getirirken üstün yetkilere sahip olduğu “idari sözleşmeler” yapar. Ancak konu Yap-İşlet-Devret olduğunda hukuki durum biraz farklılaşmaktadır.

Kanun koyucu, 3996 sayılı Kanun kapsamında yapılan Yap-İşlet-Devret sözleşmelerini bir “idari sözleşme” olarak değil, “özel hukuk sözleşmesi” olarak tanımlamıştır. Bunun vatandaşlar ve hukuki süreç açısından anlamı çok büyüktür. Bu bir özel hukuk sözleşmesi olduğu için, devlet ile ihaleyi alan şirket sözleşme masasında eşit haklara sahiptir. Ayrıca, bu sözleşmeden doğan herhangi bir uyuşmazlık, idari mahkemelerde (Danıştay vb.) değil, adli yargı mahkemelerinde veya taraflar anlaştıysa tahkim (hakem) yoluyla çözülmektedir.

Bu durum, yabancı ve büyük yerli yatırımcıların projeye daha sıcak bakmasını sağlar çünkü devletin tek yanlı ve üstün emredici gücüne (idari gücüne) karşı kendilerini özel hukuk şemsiyesi altında daha güvende hissederler.

Hangi Projeler Bu Model Kapsamına Girer?

Devlet her projeyi bu modelle yapmaz. 3996 sayılı Kanun ve ilgili mevzuat, bu usulle yaptırılabilecek yatırım ve hizmetlerin kapsamını çok net bir şekilde belirlemiştir. Bu projeler genellikle devasa altyapı ve kamu hizmeti yatırımlarıdır.

Mevzuata göre bu model; köprü, tünel, baraj, içme ve kullanma suyu tesisleri, arıtma tesisleri, kanalizasyon, haberleşme yatırımları, otoyol, trafiği yoğun karayolu, demiryolu, gar kompleksleri, deniz ve hava alanları, lojistik merkezleri, sınır kapıları, gümrük tesisleri, elektrik üretim ve iletim tesisleri, hastaneler ve hatta Kanal İstanbul gibi su yolu projelerinde uygulanabilmektedir.

Süreç Nasıl İşler? Üç Temel Aşama: Yap, İşlet, Devret

Modelin adından da anlaşılacağı üzere süreç üç ana omurga üzerinde yükselmektedir. İdari makamlar, sürecin her aşamasında belirli kurallara uymak zorundadır. Öncelikle ihaleye çıkılabilmesi ve yetkilendirme yapılabilmesi için nihai onay makamı Cumhurbaşkanıdır. Onay alındıktan sonra ilgili şirketle sözleşme imzalanır ve aşamalar başlar:

1. “Yap” Aşaması (İnşaat ve Finansman):

İhaleyi alan yerli veya yabancı şirket, yatırımın öngörülen süre içerisinde projelendirilmesinden, gerekli finansmanın (kredilerin) bulunmasından ve tesisin inşa edilmesinden tek başına sorumludur.

Burada idari hukuk açısından vatandaşları en çok ilgilendiren konu “Kamulaştırma” (devletin özel mülkiyete el koyması) meselesidir. Eğer otoyol veya baraj yapılacak alan üzerinde vatandaşlara ait özel araziler, tarlalar veya evler varsa ne olur? Özel şirketin vatandaşın malına el koyma yetkisi yoktur. Kamulaştırma işlemini, anayasal bir idari yetki olarak idare (devlet) bizzat kendi adıyla yapar. Arazinin mülkiyeti devlete geçer. Ancak devlet, “Ben senin için bu araziyi kamulaştırıyorum ama bedelini sen ödeyeceksin” diyerek, vatandaşlara ödenecek kamulaştırma bedelinin özel şirket tarafından karşılanmasını sözleşmeye ekleyebilir.

2. “İşlet” Aşaması (İşletme ve Maliyetin Çıkarılması):

Tesis inşa edildikten sonra şirket, yatırdığı milyarlarca lirayı ve kârını çıkarmak için tesisi işletmeye başlar. Şirketin en temel hakkı, yatırım bedelini elde edilecek kâr ile birlikte almaktır. Bu bedel, otoyol gişelerinden geçen vatandaşların ödediği geçiş ücretleri veya hizmeti doğrudan satın alan idarenin ödemeleri yoluyla karşılanır.

Bu işletme süresi sınırsız değildir. Mevzuata göre bu modeldeki sözleşmelerin süresi en fazla 49 yıl olabilmektedir. İdari bir güvence olarak, eğer sözleşme bir şekilde feshedilir ve tesis süresinden önce devlete geçerse, devlet projeye sağlanan dış kredileri (finansmanı) üstlenebileceğine dair garantiler verebilmektedir.

3. “Devret” Aşaması (Devlete Teslim):

İşletme süresinin son gününe gelindiğinde, sözleşme kendiliğinden sona erer. Şirket, on yıllar boyunca işlettiği ve parasını kazandığı bu devasa tesisi devlete (ilgili idareye) bedelsiz olarak devretmekle yükümlüdür.

İdari hukuk, burada kamunun (halkın) zarar görmemesi için çok kesin bir kural koymuştur: Şirket tesisi devredip giderken onu harabe halinde veya borç batağında bırakamaz. Tesisin devlete her türlü borç ve taahhütten arınmış, son derece bakımlı, çalışır ve kullanılabilir bir durumda teslim edilmesi yasal bir zorunluluktur.

Yap İşlet Devret Modelinin Diğer Yöntemlerden Farkı Nedir?

İdare hukukunda, devletin özel sektöre iş yaptırdığı tek yöntem bu değildir. İsimleri birbirine benzeyen ancak hukuki sonuçları çok farklı olan başka modeller de vardır. Vatandaşların bu kavramları birbirine karıştırmaması için en temel farkları açıklamak gerekir:

  • İmtiyaz Sözleşmeleri ile Farkı: İmtiyaz, Osmanlı’dan günümüze gelen çok eski bir idari usuldür. İmtiyaz sözleşmeleri tamamen bir “idari sözleşme”dir ve kamu hukuku kurallarına tabidir. İmtiyazda devletin şirket üzerinde çok daha ezici ve emredici idari yetkileri vardır. Uyuşmazlıklar doğrudan Danıştay’da (idari yargıda) çözülür. Oysa daha önce de belirttiğimiz gibi Yap İşlet Devret, eşit taraflar arasında yapılan bir özel hukuk sözleşmesidir.
  • “Yap-İşlet” (Yİ) Modeli ile Farkı: Sadece “Devret” kelimesinin eksik olduğu bu model (4283 sayılı Kanun), isim benzerliğine rağmen çok büyük bir fark taşır. Yap-İşlet modeli sadece elektrik enerjisi üretecek termik santrallerin kurulması için kullanılır. Bu modelde süre en fazla 20 yıldır. Ancak en can alıcı fark şudur: Süre bittiğinde şirket tesisi devlete “devretmez”; tesisin mülkiyeti sonsuza kadar şirkette kalır. Yap İşlet Devret modelinde ise süre sonunda otoyol veya köprü halkın (devletin) malı olmaktadır.

Neden Bu İdari Model Tercih Ediliyor?

Sonuç olarak toparlamak gerekirse, gelişmekte olan ülkelerin ihtiyaç duyduğu yollar, barajlar ve köprüler çok devasa bütçeler gerektirmektedir. İdare (devlet), kısıtlı bütçesiyle sağlık, eğitim ve güvenlik gibi temel idari kamu hizmetlerine öncelik vermek zorundadır.

Yap İşlet Devret modeli, idarenin kasasından toplu bir para çıkmasını engelleyerek, özel sektörün sermayesi ve pratikliği ile ülkenin devasa altyapı eksikliklerinin hızlıca giderilmesini sağlar. Vatandaş olarak ödediğimiz geçiş ücretleri veya hizmet bedelleri, aslında bir dönem özel sektörün kasasına gitse de, sürenin sonunda o tesisin tamamen borçsuz ve bedelsiz olarak ülkemizin kalıcı bir kamu malı haline dönüşmesini sağlamaktadır. Bu sistem, hukuki temelleri sağlam atıldığında ve sözleşmeler kamu yararı gözetilerek şeffaf bir biçimde yönetildiğinde, idarenin altyapı sorunlarını çözmesinde en güçlü araçlarından biri olmaya devam edecektir.

Siz de idare hukuk alanında içerisinde bulunduğunuz uyuşmazlıklarda nasıl bir yol izlemeniz gerektiği ile ilgili emin değilseniz bu linke tıklayarak bizimle iletişime geçebilir, hukuki süreçleriniz boyunca sizi en iyi şekilde temsil edeceğimizden emin olabilirsiniz.